Müthiş bir dezenformasyonla psikolojik savaş veriliyor. Yanıltmalarla gerçekler tersyüz ediliyor; doğrularla yanlışlara yer değiştiriyor.
Ecnebilerin Irak, Afganistan ve en son Libya’ya “ağır yaptırımlar” ve “askerî müdahaleler”inin vahim sonuçları ortada iken, “reel politik” adına Suriye’ye ağır yaptırımların ve müdahalenin yüksünmeden savunulması, bunun son örneği.
Esasen on binlerce Amerikan askerinin konuşlandığı Ortadoğu’daki en baş müttefiki Katar’da “CNN Arab”ın yerine kurulan El Cezire televizyonunun, ölü sayısı hakkında çelişkili rakamların verildiği görüntüsüz “camiye saldırı’ haberi”nden hareketle Başbakan Yardımcısı Arınç’ın, evvelemirde “Mevlid Kandili gecesi, Esad ve askerleri Humus’u bombalayıp kana buladılar” yargısında bulunması ilginç.
Kargaşa ve kaos ortamında, Şam yönetiminin Rusya’nın arabuluculuğunu kabul etmesinin akabinde, Irak ve Pâkistan’dakilere benzer cami bombalamalarının Suriye’de barış ve uzlaşmayı istemeyen yabancı istihbarat servislerinin işi olabileceğinden sarf-ı nazar edilip, peşinen Şam’ın üzerine atılması, dikkat çekici.
Aslında Başbakan’ın ardından Arınç’ın Şam yönetimine, “emrindeki insanları, âdeta tek tek öldürmek üzere görevlendirmiş, gözlerini kan bürümüş” takbihi; ve Başbakandan sonra Cumhurbaşkanının ve bazı bakanların, BM’de “yaptırım kararı”nın çıkmamasına üzüldüklerini söylemeleri, Ankara’nın Washington eksenindeki tek “taraf”lı Suriye politikasını ele veriyor…
CEREMESİNİ HALK ÇEKİYOR
Ne var ki, Arınç’ın bununla da kalmaması, Suriye’ye dış yaptırım ve müdahaleye karşı çıkan Müslüman komşulara veryansın edip, “Bu vahşeti İran, Lübnan, Irak nasıl karşılıyor, duymak istiyorum” diye yüklenmesi ve bu ülkeleri “mezhepçilik yapmak”la ithamı, çarpıcı.
Ancak daha da çarpıcısı, Erdoğan’ın Suriye’ye yaptırımlarda ayak sürüyen bazı Avrupa ülkelerine “Neden Libya gibi Suriye’ye müdahale etmiyorsunuz?” çağrısında olduğu gibi, Suriye’ye yaptırımları kabul etmeyen ülkelere de verip veriştirmesi.
Daha da ileri giderek, “Irak ambargosu”ndaki gibi en fazla zarar görecek bir komşu ülke olarak karşı durması gerekirken, Libya’ya olduğu gibi Suriye’ye askerî müdahalenin kapısını açacak “yaptırımlar”a karşı BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanan Rusya ve Çin’i kınaması. Suriye’ye “yaptırımları” dayatanları değil, engel olanları suçlayıp, sorgulanmalarını istemesi.
Bir taraftan “Askerî müdahale istemiyoruz” derken, diğer taraftan “Ne gerekiyorsa yapılacak” ifâdesiyle açığa çıkan Suriye’ye müdahale hevesi!
Ankara’nın, Suriye’ye “ağır ekonomik yaptırımlar”da işgalcilerin yanında yer almayı, “hak, hakikat ve Suriye halkının yanında insanî kardeşlik görevi” olarak görmesi. “Yaptırımlar”ın Şam yönetimine karşı olduğunun “zannedilmesi.”
Oysa âlemce mâlumdur ki “ekonomik yaptırımlar”ın en büyük zararı, yine halklara oluyor. Nitekim hayatî gıda maddelerini, ilâç ve çocuk mamasını kapsayan ve 12 yıl süren amansız Irak ambargosunun ceremesini sırça saraylarındaki Saddam değil, zavallı Irak halkı çekti. Suriye’ye “yaptırımlar”ın bedelini de Esad ve yönetimi değil, mâsum Suriye halkı ödeyecek…
“ZÂLİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!”
Bir diğer garâbet, Arınç’ın Bediüzzaman’ın “Yaşasın, zâlimler için cehennem!” sözünü kullanarak, “zâlimlere karşı, mazlum halkların yanında olduklarını” tekrarlaması…
Sormak lâzım; “Müslüman kardeşlerimizi alçakça ve hunharca katleden zâlimler” kimler? Hegemonya ve “pis menfaatleri” hesabına Irak’ta iki milyon, Afganistan’da bir milyondan fazla insanı öldürenler işgalciler ve işbirlikçileri değil mi? İşgalci zâlimlere her türlü lojistik ve askerî desteği vermek, nasıl “mazlumun yanında” olmaktır? Zâlimlerin Suriye halkını daha da perişan edecek “yaptırımlar”ına öncülük etmek, nasıl “zâlime karşı” olmaktır?
Sonra “kullanılma miâdları” dolunca bir kenara attılan zâlim diktatör “münâfıkları ehl-i imâna musallat eden ve zındıkları (din düşmanlarını) yetiştiren” yine “o mütemerrid (zulüm ve inkârda inatçı zâlim) ecnebiler” değil mi? (Lem’alar, 155) Diktatörlerle mücadele için ille de onları yıllardır mazlûm milletlerin başına belâ eden zâlim güçlerle birlikte olmak mı lâzım?
Okyanuslar ötesinden onbinlerce kilometre uzaktan ülkeleri işgale gelen zâlimlerin ne hakkı var? Ankara neden bunu sorgulamıyor? İsrail’in güvenliği adına Suriye’de iç çatışma ve iç savaşla askerî müdahaleye zemin hazırlanmasına niçin arka çıkıyor? Sahi AKP hükûmeti neden Irak’ta, Afganistan’da katliâm yapan ABD’ye tek kelime tepki vermiyor?
Unutulmamalıdır ki, “zâlimlerin aldatıcı propagandalarına kanıp, bin mâsum çoluk, çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde, bir iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle bombalarla mahveden” ve “milyonlar mâsumların kanlarını heder eden gaddarâne zulümleri”ne taraftar olmak, sahiplerini “zulme rızâ zulümdür ve zâlim olur” hükmüne mâsadak kılar. (Kastamonu Lâhikası, 160-161)
“Gerçekten insan çok zâlim, çok câhildir” (Ahzâb Sûresi, 72), “Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur” âyetlerindeki (Hud Sûresi, 110) şiddetli ikazlara dikkat!
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!