Sürgün

16 Eylül 2010, 09:15
Sürgün
2002'de Muslim World dergisinde Gökhan Bacık ile birlikte akademik bir makale yazdık. Yazı Türk siyasetini açıkladığını iddia ettiğimiz "sürgün" kavramı üzerineydi. Sürgün kelime anlamı olarak yerinden yurdundan edilmek, yaşadığı coğrafyadan uzak kalmak demek. Tarih içinde sürgün bir ceza olarak kullanıldı. Eski Yunan'da adam öldürmenin cezası sürgündü. Roma'da ise ölüm cezasına çarptırılan, sürgüne gitmeyi tercih ederse bu cezadan kurtulurdu. Sibirya Rus, Fizan ise Osmanlı soyluları için sürgün yerleriydi. 

Türkiye'nin siyasi hafızasına sürgün yabancı bir olgu değil. 1876 Anayasası'nın 113. maddesi sultanın sürgüne gönderme yetkisini düzenliyordu. Namık Kemal Kıbrıs'a sürgüne gönderilmiş, Mithat Paşa Taif'te sürgünde ölmüştü. Daha sonraki anayasalarda sürgün yer almasa da, pratikte devam etti. Osmanlı hanedanı Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sürgüne gönderildi. Zorla sürgüne göndermelerin yanında, bilinçli şekilde sürgünü tercih edenler oldu. Mehmet Akif Ersoy bir süreliğine Mısır'ı seçerken, Nâzım Hikmet Moskova'da sürgünde can verdi. Said Nursi uzun yıllar Barla'da yaşamaya zorlandı ve ölümünden sonra cenazesi bilinmeyen bir yere nakledildi. Örneklerin sayısını artırmak mümkün.
Edward Said, entellektüel olmayı bir çeşit zorunlu sürgün durumu olarak tanımlar. Üçüncü dünya entellektüelleri yabancılaşma ile sürgün arasında sıkışmışlığı yaşar. Ancak sürgün psikolojisi bu boyuttan, popüler düzeye taşar, ülkenin genelinde bir sürgün psikolojisi hâkim olursa farklı bir değerlendirme yapmak gerekir. 1990'lı yıllar ve özellikle ikinci yarısında neredeyse tüm ülkeyi sürgün psikolojisine sokan gelişmeler yaşanmıştı. Kendi halkı arasında düşman arayan, geniş kitleleri düşman ilan eden ve çekinmeden kendi halkına karşı dışarıdan müttefik arayan bir anlayışla karşı karşıyaydık. Sürgün bir anlamda coğrafi anlamını kaybetmiş, insanlar kendi ülkelerinde, yaşadıkları yurtlarında sürgün haline gelmişti.
Bir kere sürgün psikolojisine girince değişirsiniz. Aidiyet duygunuz, yaşadığınız yerin anlamı, gelecek kaygılarınız farklılaşır. Aynı dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında yüzde seksenlere varan oranda gençlerin göç edip başka ülkelere gitmek istediğini ortaya koyuyordu. Eğitimli binlerce kişi Türkiye'de örneğin mühendis olmak yerine Amerika'da benzincilik yapmayı tercih ediyordu. Geleceğini sürgünde gören bir ülke olmaya doğru hızla bir gidiş vardı. Sanatçı Ahmet Kaya, akademisyen ve din adamı Esat Coşan ve Fethullah Gülen siyasi baskılar sonucu ülkeyi terk etmişti. Kaya ve Coşan ülkeden uzakta Fransa ve Avustralya'da son nefeslerini verdiler. Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya'nın ifadesiyle televizyon tamircisi evlerine gitmeye korkmuştu.
Aynı dönemde bir saldırı ile hayatını kaybeden Üzeyir Garih ile benzer bir gerçeklik ortaya çıktı. Bir nakşi şeyhinin mezarı yanında ölü bulunan Garih'in yaşam hikâyesi, sürgün psikolojisindeki ülkenin karartılan çoğulculuğu ve hoşgörüsünü hafızalarımızda yeniliyordu. Başarılı Musevi işadamı çocukluğuna giden bir tavsiye ile düzenli olarak bir şeyhi ziyaret ediyordu. Çoğulculuk ve farklılığa saygıyı hafızamızın karanlık bölgelerinde tutmak isteyenler Garih için anakronistik bir şekilde "bizden biriydi" başlıklarını atıyordu. Ülkeyi sürgün psikolojisine sokanlar teveccühen Garih'i "kendileri" arasına alıyorlardı, Garih'in aslında ülkenin bir asli unsuru olduğu gerçeğini karartarak.
Anadolu'nun mücavir coğrafyalarından, bazen birden fazla ülkeden geçerek bu coğrafyaya gelip yerleşen insanlar için sürgün gibi yaşamak tahmini zor bir acı. Ülkesine hizmet dışında düşüncesi olmayan, trafik suçu bile işlememiş insanların, tarihi derinliğindeki çoğulculuğun ve farklılığa saygının sadece cüzi bir miktarını talep edenlerin ülkeden kovulduğu, apar topar terk etmek zorunda kaldıkları bir ülkede yaşamak. Türkiye son on yılda sürgün psikolojisinden çıkmak için önemli adımlar attı. Yepyeni ve dinamik bir Anadolu ortaya çıktı. Gelişmiş bir merkez, geri kalmış çevre olgusu geride kaldı. Sürgün'den çıkışın kurumsal altyapısı ise değişen ve kendini yeniden keşfeden ülkenin realitelerine uygun bir anayasanın yapılması.
12 Eylül referandumu ile tünelin ucunda ışık görüldü. Başbakan Erdoğan'ın referandum akşamı konuşmasının içeriği ve üslubu önümüzdeki dönemde ciddi adımlar atılacağına dair ümit veriyor. Referandum ile bu üke halkı sürgünden çıkışın sinyalini verdi. Hemen yakın geçmişle karşılaştırınca bugünün Türkiye'si iyi durumda, geleceğin Türkiye'sinin daha iyi olacağına ise hiç şüphe yok.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    Mail Listemize Katılın!

    Yeniliklerden Haberdar Olun!


    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    Sonuçlar Tümü

    ?'Başkanlık Sistemi' getirilmeli mi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    ARŞİV