SULTAN FATİH’İN KİŞİLİĞİ

29 Mayıs 2010, 08:10
SULTAN FATİH’İN KİŞİLİĞİ
Suat Ünsal

Ömürler de kitaplar gibidir, onları da değerli yapan, nelerle dolu olduğudur. Kısa ömrü, idarî, siyasî ve askerî başarılarla dopdolu olduğu için, Fatih Sultan Mehmet, büyük bir insan, büyük bir komutan ve büyük bir padişah olmuştur.

Fatih daha çocukluğunda babasından “aklın gücünün kılıçtan daha üstün olduğunun” dersini almıştı. Hocalarından ise o zamanın bütün dinî ve fennî bilgilerini öğrenmiş; daha gençlik çağlarında ders aldığı bazı hocalarını bile geride bırakan bir “âlim” olmuştu.

Büyük Sultan, bütün insanları, bütün dünyayı kucaklayan bir ideale sahipti. Gayreti de, arzusu da, fikirleri de şahikalardaydı.

Deha imkânsız zannedilende mümkünü görebilmek değil mi; onun ömrü de nice imkânsız görünende mümkünleri görmekle geçti. Bütün bu başarıları rasgele değildi elbette. O, o kadar çalışıp didiniyordu ki, dinlenmeye vakit ayırmıyordu; yeri geliyor bir ırgat gibi taş taşıyor, yeri geliyor seferde dağlara taşlara kan ter içinde yaya olarak tırmanıyor, yeri geliyor uyku bile uyumuyordu. Onun büyük bir amacı vardı: “mücahid-i fîsebîlillah” olmak. Yani Allah yolunda gayret eden, Allah’ın dini için çalışan, hayırların hâkim olup, şerlerin giderilmesi için uğraşan bir insan olmak.

Fatih’i yetiştiren gelenek, hükmetmeyle beraber sevmeyi, şefkati ve hoşgörüyü de öğretmişti ona. Aslında İstanbul’u bile kan dökmeden almak istemişti. Belki de Âlemlerin Efendisinin (asm) Mekke’yi kan dökmeden almasından ilhamla, İstanbul için böyle bir fetih arzuluyordu.

Dalkavukluğa, riyaya, yapmacık hareketlere beş para kıymet vermezdi. Tek aradığı samimiyet ve hakperestlikti. Övgü dolu nice dizelerin arasından, sade ve basit ifadelerle samimî dilekler taşıyan bir çobanı ödüllendirmişti. Gerekçesi ise, onun “samimî” olmasıydı..

Fatih, bir idareci olarak, kabiliyetli insanları değerlendirmeyi de bildi. Onun yanında kim olursa olsun, müslim-gayrimüslim, tanınmış-tanınmamış.. yetenekli olduğu takdirde lâyık olduğu yere getirilirdi. Hizmet etmek isteyene kapıları ardına kadar açıyordu. Osmanlı tarihinin şanlı isimlerinden birisi olan Gedik Ahmet Paşa buna ne güzel örnektir: tebdil-i kıyafetle halkın arasına çıkan Fatih, onu keşfettiğinde o basit bir aşçı olarak yaşıyordu.

Azınlıklara adalet ve müsamaha ile davrandı, asla zulmetmedi. Dinlerini istedikleri şekilde yaşamalarına izin verdi. Fetih sonrası uygulamalarıyla insan hakları, özgürlükler, fikir ve düşünce hürriyetinin ne demek olduğunu Avrupa’ya ve dünyaya gösterdi. Rönesans’ı ilham ederek, ortaçağın karanlıklarından sıyrılabilmelerinin yolunu açtı. Böyle bir fatih Avrupa’dan çıksaydı ve böyle başarıları olsaydı, onlar şüphesiz ki, onu koyacak yer bulamazlardı..

Fatih, sergilediği adalet, hoşgörü, çalışkanlık, ilim aşkı, şefkat, alçakgönüllülük, tevekkül ve kanaatle, İslâmiyet’in ve Müslümanların yüz akı oldu. Çünkü İslâm terbiyesiyle yetişmiş ve kendisine örnek olarak Peygamber Efendimizi (asm) almıştı. Hayatıyla, imanın bir insanı nasıl yücelttiğinin güzel bir örneğini gösterdi. İşte iman insanı böyle insan eder; sultan etti mi, Fatih gibi sultan eder.

SUAT ÜNSAL

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    Sonuçlar Tümü

    ?Yeni Anayasa mümkün mü?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    ARŞİV