İRANLI yönetmen Bahman Ghobadi’nin, küçük Madi’nin, Rojin’in ve Eyüp’ün hayat hikayesini anlatan “Sarhoş Atlar Zamanı” filmindeki unutulmaz diyaloğu hatırlarsınız.
“- Baban ne iş yapar?
- Kaçakçıydı. Irak’a katırlarla birşeyler götürür, satar, oradan birşeyler alır ve dönerdi. Öldü.
- Ya annen?
- Yok. Kardeşimi doğururken öldü.
- Köyünüz nerede?
- Buradan çok uzakta... Irak sınırında...”
İran-Irak ve Türkiye sınırında yaşayan ve “kaçakçılık” yaparak geçimlerini sağlayan bir Kürt ailenin, çaresizliğini, yoksulluğunu sahne sahne yüzümüze şamar gibi indirerek anlatır film.
Tıpkı Uludere’deki gibi.
Sarhoş Atlar Zamanı’nın seti de, sahnesi de, gerçek hayatın içindeki oyuncuları da şuracıkta. Şırnak-Uludere’de...
Eyüp de orada, Madi de, Rojin de...
Nevzatlar, Vedatlar, Mahsunlar “gerçek hayat acıdır” diyerek öldüler, ölmeyenler de aynı kaderi taşıyacaklar alın yazılarında.
***
Oradaki hayatları bilmeyenler için “kaçakçılarmış canım” diye burun kıvırmak da “dünyanın neresinde olursan ol, kaçakçılık suçtur, kaçakçılık yapıyorsan riskine katlanırsın” demek de kolaydır.
O hayatlar neden “kaçak”tır, neden ölümü göze alıp “kaçak”tan kazanmaya çalışırlar, kimseler bilmek istemez..
Nitekim istihbarat hatasına kurban edilen canların daha bedenleri soğumadan dram dolu hikayelerini okumaya başladık bile...
Bakın Mahsun Encü tam bir bilgisayar tutkunuymuş. Heveslenip aldığı bilgisayarının taksitlerini ödemek için “mazot kaçağı”na gitmiş.
Seyithan cep telefonuna kontör almak için gitmiş kaçağa. Babasının elinden katırı alıp onca engellemesine aldırmadan çekip gitmiş... Telefonuna yükleyeceği 100 kontörün “riski” ölümdü.
Vedat. Ayağı sakatlanan ağabeyinin yerine gitmiş kaçağa. Vedat’ın annesi endişelenmiş uçak seslerini duyunca ve korucu başını aramış. Korucu başı da Tabur Komutanını... Komutan “Yapılabilecek bir şey yok” demiş...
Yapılabilecek bir şey yok! Öyle mi?
Hayır bu sefer yapılabilecek çok şey olmalı!
Giden hiçbir hayat geri gelmeyecek elbette. Hatalı istihbarat sonucu mu her ne ise, bu katliamın sorumluları hem de hemen ortaya çıkartılmalı.
Daha fazla beklemeden...
İhmali olanlar, kasıtlı davrananlar mutlaka soruşturulup, cezalandırılmalı.
Bilinen bir gerçek var ki, 27 Nisan’da diklenenler, darbe planlarıyla iktidarı göndermek isteyenler, ortalığı kana bulamak isteyen “karanlık güçler” hâlâ operasyon yapabilecek güce sahip.
Bu sefer görünürde elini kana bulamayan PKK’nın bu katliamdaki bağlantısının ne olduğu ortaya çıkartılmalı! Çünkü “kaçakçılık” yapanlar sadece devletten kaçak iş yapmıyorlar, sürece PKK’nın müdahil olduğu da bilinen bir gerçek. Ölenlerin ve ailelerinin, köy halkının PKK’ya destek vermediğini de biliyoruz. Zaten bölge halkının PKK’dan ciddi bir şekilde desteğini çektiği de artık spekülasyon olmaktan çıkmış bir gerçeğe dönüşüyor. PKK’yı sorgulayan bölge halkının sesi bu süreçte daha ciddi bir şekilde yükseliyor.
Timsah gözyaşları döken bazı BDP’li vekillerin basın toplantısı öncesinde neredeyse zil takıp oynayacakları görüntüleri de, medyaya yansıyan “beş karakol bassaydık bu kadar etkili olmazdı” konuşmaları da, aslında ne olduğunu anlamak için birer ipucu.
KCK operasyonlarıyla adeta nefes almakta zorlanan PKK’ya, Uludere operasyonuyla kimler yeniden hayat damarı açıp bölgede güçlenmesini sağlamaya çalışıyor?
Devlet şimdi ciddi bir eşiğin önünde sınav veriyor.
Ben biliyorum ki, Beşir Atalay, Bülent Arınç ve hepsinden önemlisi Başbakan, “Dicle kenarında kurt kuzuyu kaparsa” bunun kendilerinden sorulacağı bir referansa sahiptirler.
İşte bu yüzden, Tugay Komutanı’nın “yapabilecek bir şey yok” sözünün aksine asıl şimdi yapılacak çok şey olduğunu bu halka göstermeleri gerekiyor.
Yoksa, Vedat’ın ağabeyi Fikret’in “başka çaremiz yok ancak açlıktan ölmediğimiz sürece gitmeyiz artık. Kardeşimin öldürüldüğü yoldan nasıl geçeriz” sözü de, 35 sivil gencin ölümü de zihinlerimize kazınır.
Bu böyle biline!
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!