Sami Cebeci “İman, İnsan ve Kâinat” adlı seminerini Adana Yeni Asya okuyucularıyla paylaştı.
Zübeyir Gündüzalp Seminer Salonunda çok yoğun bir dinleyici kitlesine verilen ve ilgiyle takip edilen seminerinde iman, insan ve kâinatın esrarını Kur’ân hakikatleri Risâle-i Nur ekseninde açarak tefekkür dolu anların yaşanmasına vesile oldu. Zaman zaman katılımcıların sorularıyla renklenen seminerinde Sami Cebeci, özetle şunları söyledi:
“Kâinat Sultanı (cc) önce Peygamberimizin (asm) nurunu, o nurdan da bütün kâinatı yaratmıştır. Kâinatı yarattığı ilk maddeyi ikiye ayırıp buhar kısmından yedi kat gökleri, köpük kısmından da arzı yaratmıştır. Bu konudaki izahlar İşarâtü’l-İ’câz tefsirinde tafsilatıyla anlatılmıştır.
Allah, kâinat içinde dünyayı insan ve cinlerle şenlendirdiği gibi, diğer yıldız, gezegen ve galaksileri de oralara uygun melekler, ruhaniler ve diğer mahlûkatıyla şenlendirmiştir.
Peki Kâinat Sultanının bütün bunları yaratmasındaki maksadı nedir? ‘Ben gizli bir hazine idim, görmek ve görünmek istedim; on sekiz bin âlemi ve insanoğlunu yarattım.’ hadis-i kudsisinde bunun cevabı vardır.
Cenâb-ı Allah’ın bin bir isminin nihayetsiz tecellileri vardır. Bu tecelli için Rabbimiz kâinatı sinema perdeleri gibi sürekli değişen bir mahiyette yaratmıştır. Bu manada, atomlardan galaksilere kadar her şey canlı ve hareketli olarak ve sürekli değişim içinde ebediyete doğru akıp gitmektedir.
Bütün bu tecellilerin küçük mikyasta bir tecellîsini, insan denen en muhteşem varlığına takmıştır.
Cenâb-ı Allah şu kâinatı, sevgili habibi Hz. Muhammed (asm) hürmetine yaratmıştır. Hoca-i Kâinat Hz. Muhammed (asm)) olmasaydı kâinat manasız kalacaktı. Akıl gibi en muhteşem bir nimetle donatılan insanlar tek başına kâinat kitabının esrarını anlayamayacaklarından, mutlaka tarif edici resûl ve nebilere mutlak ihtiyaç vardır.
Cenâb-ı Allah’ın varlığını biz her şeyden önce onun yüce hitabı Kur’ân’dan, onu en iyi tarif eden Hz. Resûlullah’tan ve onun Esmâsının tecellileri olan san’at eserlerinden anlıyoruz. Kâinatın yaratılmasının sebeb-i vücudu olan Peygamberimizin (asm) en büyük dâvâsı Allah’ın birliğinin kâinata ilânıdır.”
BİZ MUHABBET FEDAİLERİYİZ
Cebeci ayrıca “Kâinatın en ehemmiyetli yaratılış sebeplerinden biri de muhabbettir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur. Biz hangi cemaat ve tarikatten olursa olsun, bütün ehl-i imanı seviyor ve Kur’ân ve İslâmiyete yaptıkları hizmetleri alkışlıyoruz. İman dairesi gelişip genişledikçe, inşaallah bir gün bütün dünya gül ve gülistana dönecektir.” dedi.
Geç saatlere kadar devam eden semineri, dinleyiciler tarafından sorulan birçok sorunun cevaplandırılması ve Sami Cebeci’nin kitaplarını imzalamasıyla son buldu. Cebeci ayrıca ertesi günü Adana TÜYAP Kitap Fuarında Yeni Asya Gazetesi Standında okuyucularıyla buluşarak kitaplarını imzaladı.
UHUVVET VE İHLÂS RİSÂLELERİ, İTTİHAD-I İSLÂMI TESİS EDİYOR
Sami Cebeci, İslâm âleminde yaşanan son gelişmeler muvacehesinde “İttihad-ı İslâm” konusunun masaya yatırıldığı “Bediüzzamana Göre İttihad-ı İslâm“ başlıklı seminerini ise, Antakya okuyucularıyla paylaştı.
Antakya Yeni Asya Seminer Salonunda verilen seminere hem çevre il ve ilçelerden, hem de Antakya’dan iştirak eden katılımcılar semineri ilgiyle takip ettiler.
Konuyla ilgili çok önemli hususların dile getirildiği seminerde Sami Cebeci özetle şunları söyledi:
“Bediüzzaman’ın eserleri Risâle-i Nur Külliyatı, 193 ülkede 60 dünya dilinde okunuyor ve bu daire her gün biraz daha genişliyor. Risâle-i Nur bu asrı ve gelecek asırları kucaklayacak ve tenvir edecek Kur’ân’ın nurlu tefsirleri. Bu muhteşem tefsirlerin müellifi Bediüzzaman, hayatı boyunca, adım adım, Hz. Resûlullah’ın (asm) sünnetine ittiba ederek âlem-i İslâmiyet ve insaniyeti onun yoluna dâvet etmiştir.
Bediüzzaman, İttihad-ı İslâmın teşekkülü için Uhuvvet Risâlesi olan 22. Mektub’u ve İhlâs Risâleleri olan 20. ve 21. Lem’aları telif eder. Bu risâlelerde ittihad-ı İslâmın bütün umdeleri mevcuttur.
Bu zamanın en büyük bir farz vazifesi İttihad-ı İslâmdır. Gönüller üzerinde tesisi esas olan bu teşekkülün merkezi Mekke ve Medine, mensupları dünyanın her yerindeki Müslümanlar, reisi ise Hz. Muhammed’dir (asm). İttihad, imtizac-ı efkârdır. Mü’min için mü’min bir vücudun azaları ve bir binanın elamanları gibidir. Nasıl ki vücudun bir azasının rahatsızlığı bütün vücudu rahatsız eder; aynen onun gibi dünyanın neresinde olursa olsun mü’minlerin kederi ortak keder, sevinci de ortak sevinç olmalı.
Üstad Bediüzzaman İslâm ve insanlık âleminin problemlerini, bundan bir asır önce tesbit ve teşhis ederek çözüm yollarını gösterir. Bu noktadan, Bediüzzaman’ın, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı Medresetüzzehra adını verdiği üniversite projesine insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğu, bugün daha da iyi anlaşılmaktadır.
İttihad-ı İslâmın gerçekleşmesi için bu projenin hayata geçirilmesi gerekir. Ayrıca istibdadın ortadan kaldırılarak, meşrû hürriyet ortamının hakim kılınması, maddî ve manevî terakkiyatın en önemli şartlarındandır.
Risâle-i Nur Kur’ân hakikatleridir ve insanlık âleminin, Müslümanların ortak malıdır. Biz Kur’ân ve İslâmiyet’e hizmet eden herkese taraftarız. Her meslek, meşrep, cemaat ve tarikat Risâle-i Nur’dan faydalanabilir. Çünkü Nurlar bu fitne ve fesat asrında bütün Müslümanların bugüne ve gelecek asırlara yönelik bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yüksek hakikatlardır. Dinî cemaat ve tarikatlar birbirinin rakibi değil, refikidirler. Bediüzzaman, bütün ehl-i imana “Birbirinizin kusurunu görmeyin, ittihadı esas tutun!” der.
İslâm coğrafyasında şu an meydana gelen kargaşa ve karışıklıklar, inşallah ittihad-ı İslâmı çabuklaştıracaktır. Ahirzamanda Hıristiyanlık hurafelerden kurtularak, İslâmiyet’e tâbi olacak; bu iki dinin mensuplarının birlikte dinsizlik kuvvetiyle mücadelesi sonucu hakaik-i Kur’âniye galip gelerek yeryüzünü Cennetasâ bir bahara çevirecektir inşallah. Bunu Rahmet-i İlâhiyeden kuvvetle ümit ediyor ve bu günleri çabuk getirmesi için O’na yalvarıyoruz. Nasıl bu kışın bir baharı ve bu gecenin bir sabahı gelecekse, insanlık âleminin de inşallah maddî ve manevî baharları ve sabahları olacaktır.”
Seminer sonunda suallere cevap verilerek, dinleyiciler yazara kitaplarını imzalattılar.
RİSÂLE-İ NUR MESLEĞİ, SAHABE MESLEĞİDİR
15 Ocak Pazar günü bölge meşveret toplantılarında hizmet-i imaniye ve Kur’âniyeye ait güzelliklerin mütalâası yapıldı. Toplantı öncesinde, toplantıda ve sonrasında Antakya’nın Nur kahramanları gelen misafirleri en iyi şekilde ağırladılar. Antakya’da kaldığımız süre içinde, her vesilede Risâle-i Nur Mesleği’nin sahabe mesleği olduğu vurgulanarak, gazetemizin şu ana kadar en büyük ve pahalı projelerinden biri olan “Hayatü’s-Sahabe” projesine her Nur Talebesinin sahiplenmesi gerektiği, zira bu projenin asıl hedefinin Kur’ân Hakikatleri olan Risâle-i Nur’u daha geniş kitlelere yaymak olduğu teyit edildi.
Dönüş yolunda üç semavi dinin şahs-ı manevisinin şekillendiği, Hz. İsa’nın (as) havarilerinin medfun bulunduğu Habib-i Neccar Camii’ni ve orada yatan maneviyat büyüklerini ziyaret ederek onlara bir Yasin ikram ettik. Yaptığımız duâda bu zamanda Allah’ın birliğine inanan İsevîlerin bir an önce Nurlarla kucaklaşarak, Hıristiyanlığı hurafattan kurtarıp İslâmiyet’le ittihat ettirmeleri yönündeki samimi duâ ve niyazlarımızı Allah’a arz ettik. Kısacası Nurlu hatıralarla dolu bir Antakya seyahati yaşadık.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!