İmam-ı Şafiî (767 - 20 Ocak 820)

Dört büyük Sünnî mezhepten biri olan Şafiî Mezhebi’nin imamıdır. Asıl adı Muhammed’dir. Dedelerinden Şâfiî bin Saib’in ismine izafeten Şâfiî lâkabıyla tanınmıştır. Çok küçük yaşta yetim kalmış, ömrü maddî sıkıntılar içinde geçmiştir.

20 Ocak 2012 Cuma 12:20
İmam-ı Şafiî (767 - 20 Ocak 820)
İlim öğrenmek için her türlü fedakârlığa katlanmış, ulaştığı seviye ile büyük hayranlık uyandırmıştır. Peygamber Efendimiz (asm), “Kureyşli âlim, yerin tabakalarını ilimle dolduracaktır” buyurarak kendisine işaret edip geleceğini haber vermiştir. Aralarında Hanbelî Mezhebi’nin imamı Ahmed bin Hanbel olmak üzere, bir çok ünlü isme hocalık yapmıştır. Risâle-i Nur’un muhtelif yerlerinde ismi zikredilmiş ve görüşlerinden örnekler sunulmuştur. Künyesi, Ebu Abdullah Muhammed bin İdris bin Abbas bin Osman bin Şafiî bin Saib el-Kureyşî şeklindedir.
Muhammed, 767 yılında Gazze’de doğdu. Çok küçük yaşta iken babası vefat etti. Annesi onu Mekke’ye götürdü. Çok yoksul oldukları için büyük maddî sıkıntılar içinde büyümeye başladı. Henüz dokuz yaşında iken Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu. Mekke’de ilim tahsil edip hadis âlimlerinden ders aldı. Hadisleri yazıp ezberlemek suretiyle öğrendi. Eğitimini devam ettirirken, Arap dili ve edebiyatının inceliklerini öğrenmek maksadıyla çölde yaşayan Huzeyl Kabilesi’nin yanına giderek onlarla birlikte yaşamaya başladı. Mekke’den ayrılıp bu kabilenin yanında yaşamayı tercih etmesinin sebebi, kabilenin dil bakımından Arapça’yı açık ve düzgün bir biçimde kullanıyor olmasıdır. Onlarla birlikte, yaşadıktan sonra Mekke’ye, iyi bir birikim sahibi olarak dönmüş oldu.
Mekke’ye, Arapça’yı çok güzel bir şekilde öğrenmiş olarak dönen Muhammed, Mekke’de Süfyan bin Uyeyne, Müslim bin Halid gibi fıkıh ve hadis âlimlerinden ders aldı. Müslim bin Halid’den fıkıh dersleri aldı. Özellikle hadis, fıkıh, edebiyat ve lügat alanlarında ileri seviyede bir birikime ulaştı. Bu tahsili neticesinde Mekkeli gençler arasında mümtaz bir seviyeye yükseldi. Bu eğitimi sırasında çok büyük sıkıntılar çekti. Çünkü, kalem, defter alacak parası yoktu. Bazen kemik parçasını alıp üzerine yazdı.
Muhammed, eğitimini devam ettirirken Medine’de bulunan Malik bin Enes’in ilmî şöhretini duydu. Bu âlimin yanına gidip talebesi olmak istedi. Önce, Malik’in eseri Muvatta’yı Mekke’de birinden ödünç alıp okumaya başladı. Dokuz gecede eseri ezberledi. Medine’ye gitmeden evvel Mekke valisine gidip iki mektup aldı. Medine’ye gidince mektuplardan birisini Medine valisine verdi. Vali ile birlikte İmam Malik’in yanına gitti. İlk karşılaşmada âlimden çok etkilendi. Bizzat Medine valisi Mekke valisinin mektubunu İmam Malik’e verdi. Muhammed’den övgüyle söz eden Mekke valisi, mektubunda, Muhammed’in annesi tarafından şerefli bir insan olarak yetiştirildiğine işaret etmişti. İmam Malik, misafir talebenin adını öğrendikten sonra, Cenâb-ı Hakk’ın kalbine Nur verdiğini belirterek, bunu faydasız ve günah şeylerle söndürmemesi ikazında bulundu.
     
MEKKE’YE GERİ DÖNMESİ
İmam Malik, Muhammed’e, “Yarın gel, birisi sana Muvatta’yı okusun” deyince, eseri ezberlediğini ifade etti. Bir gün sonra gelip hocasına okumaya başladı. İmam Malik’in vefatına kadar yanında kalıp kendisinden ders aldı. Dokuz yıl süren bu eğitimin sonunda yüksek bir ilmî seviyeye ulaştığı gibi, hocasından da büyük himaye gördü. Âlimin vefatından sonra Mekke’ye geri döndü.
Mekke’ye dönen Muhammed’i, Yemen valisi alıp kendisiyle götürdü ve kadılık görevini kendisine tevdi etti. Beş yıl kadar bu görevi sürdürdükten sonra, buradan ayrılıp Bağdat’a gitti. Burada bulunan İmamı Azam Ebu Hanife’nin talebesi İmam Muhammed’den ders almaya başladı. Hocasının yakın ilgisinden ve ilmî birikiminden büyük bir memnuniyet duydu. Ayrıca, Irak’ta bulunan âlimlerin ilimde büyük bir mesafe kat ettiklerini de dile getirdi. Bağdat’ta da ilim tahsil ettikten sonra tekrar Mekke’ye döndü.
Mekke’de bir taraftan araştırmalarını sürdüren Muhammed, diğer taraftan talebe yetiştirmeye başladı. Hac mevsiminde İslâm dünyasının muhtelif beldelerinden gelen ilme meraklı insanlar kendisine gelerek ilminden istifade etmeye çalıştılar. On yıla yakın Mekke’de kaldıktan sonra tekrar Bağdat’a gitti. Bu tarihlerde Bağdat, ilim ve irfan merkezi haline gelmişti. Buraya gelen ve İmam Şafiî olarak anılan Muhammed’e büyük hürmet gösterildi. Âlimler kendisine saygı gösterirken kısa zamanda etrafında büyük talebe halkası oluşmaya başladı. Sadece talebeler değil, Bağdat’ta bulunan âlimler de kendisinden ders alıp ilminden istifade etmeye çalıştılar.
Bağdat’ta şöhreti giderek artan İmam Şafiî’nin verdiği fetvalar büyük hayranlık uyandırmaya başladı. Burada kendisiyle görüşen, dört büyük Sünnî mezhepten biri olan Hanbelî mezhebinin imamı, Ahmed bin Hanbel, ondan ders alıp talebe oldu. İlmî seviyesine büyük hayranlık duydu. Bütün fıkıh malzemelerini elden geçirmekle kalmayarak fıkıh ilminin temellerini ve esaslarını araştırdı. Bu özelliğinden dolayı, fıkıhta uygulanan ilmî esasların kurucusu olarak kabul gördü. Güzel ve açık konuşma şekli, ifade ve izah tarzı, tartışmalardaki kuvvetli faaliyeti ve tesiriyle dikkatleri üzerine çekti. Bağdat’ta bulunduğu süre zarfında bir çok ünlü isim kendisinden ders aldı.
İmam Muhammed Şafiî, Bağdat’tan Mısır’a geçti. Ömrünün son yıllarını burada geçirdi. Burada da talebe yetiştirip fetva vermeye devam etti. 820 yılında Fustat’ta vefat etti. Kabri üzerinde bir türbe yapıldı. Selâhaddin Eyyubî, türbesinin yanında büyük bir medrese inşa ettirdi. Hâlâ mevcut olan türbe önemli ziyaret mahallerinden biri olarak kabul görmektedir.
İmam Şafiî; İmam Malik ve İmam-ı Azam’ın talebesi olan İmam Muhammed’in içtihatlarını birleştirerek ayrı bir içtihat yolunu vücuda getirdi. Âyet ve hadislerin ifade tarzlarından hüküm çıkardı. Hüküm çıkaramadığı durumlarda ise kıyas yoluna giderek içtihatta bulundu. Müslümanlara, ibadet ve işlerinde uyulacak yollar gösterdi. Kendi usûlleriyle vücuda getirdiği içtihat ve delillerle gösterdiği yol, “Şafiî Mezhebi” olarak anılıp yayıldı. Âlimin hayatta iken Mekke, Medine ve Filistin’de etkili olan mezhebi, günümüzde, Mısır, Suriye, İran, Maveraünnehir, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filipinler, Malezya, Endonezya ve Ülkemizin Doğu, Güneydoğu bölgelerinde yaygın olarak hüküm sürmektedir.

RİSÂLE-İ NUR’DA İMAM ŞAFİÎ
Risâle-i Nur’un muhtelif yerlerinde İmam-ı Şafiî’nin adı zikredilmiş ve görüşlerine yer verilmiştir. Peygamber Efendimizin (asm), “Kureyşli âlim, yerin tabakalarını ilimle dolduracaktır” meâlindeki hadisinin İmam Şafiî’ye işaret edip haber verdiği belirtilmiştir. (Mektubat, 1994, s. 106). İmamın içtihatlarından birisi, ilim ile uğraşan talebelerin uykusunun dahi ibadet sayıldığıdır. Bunu talebelerine hatırlatan Bediüzzaman, talebelik sırasında çekilen sıkıntılarla karşılaşıldığı zaman, “İşlerin en hayırlısı, en zor ve sıkıntılı olanıdır” hadisini hatırlayıp ferahlamalarını tavsiye etmiştir. (Şuâlar, 1998, s. 278-279)

Risale-i Nur Enstitüsü

Haber Kaynağı: YeniAsya

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    Mail Listemize Katılın!

    Yeniliklerden Haberdar Olun!


    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    Sonuçlar Tümü

    ?'Başkanlık Sistemi' getirilmeli mi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    ARŞİV