Muhtelif sorular

08 Şubat 2012, 00:34
Muhtelif sorular
Süleyman Kösmene
Sevilay Hanım: “Trafik kazasında ölen ile yatağında ölenin Allah katında farkı var mıdır? Yani şöyle trafik kazasında ölen kötü, yatağında hastalanarak, vs. şekilde ölen iyi bir kul mudur? Ölüm şekilleri kişilerin hayatında yaptıklarıyla alâkalı mıdır?” 
Peygamber Efendimiz (asm), “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” buyuruyor. Ölüm şekillerinin hangisinin güzel, hangisinin zor olduğunu dışarıdan anlayamayız. Trafik kazasında ölmek mi zordur, istirahat döşeğinde ölmek mi zordur; bunu dışarıdan kestirmemiz mümkün olmaz. Bu, kişinin ameliyle de ilgili bir olay değildir. Yani nice güzel amel sahibi kimseler vardır ki, en korkunç kazalarda ölmüşlerdir. Nice kötü amel sahibi kimseler vardır ki, yatakta can vermişlerdir. Ve bilemeyiz ki, beriki yatakta can verirken belki çok acı çekebilir, öteki korkunç görüntülü bir kazada çok rahat can vermiş olabilir. 
İmam-ı Azamın talebelerinden büyük âlim ve fakih İmam Muhammed ölünce kendisini rüyada görmüşler ve “Nasıl vefat ettin?” diye sormuşlar. İmam demiş ki: “İlimle meşguldüm. Nasıl can verdiğimin farkında olmadım. Bir de baktım ki kabirdeyim!”
Bediüzzaman gönüllü milis güçleriyle Bitlis’i Ruslara karşı savunurken, şiddetli çatışma sırasında yeğeni ve talebesi Ubeyd (ra) şehit düşüyor. Daha sonra kendisi Ubeyd’i rüya-yı sadıkada görüyor ki, Ubeyd kendisinin ölmüş olduğunun farkında değil. Üstadı olan Bediüzzaman’ı ölmüş biliyor ve onun için çok ağlıyor. Kendisini ise hayatta biliyor, fakat Rusun istilâsından çekindiği için yeraltında kendisine güzel bir menzil yapıp içine girdiğini sanıyor. 1 Oysa Ubeyd Rusun kurşunlarına hedef olarak can vermiştir. 
Anlatılır ki, yatakta sekerata giren dinden diyanetten uzak bir müteahhit, yanındakiler “eşhedü en la ilahe illallah” dedikçe, “Kum getir… Çakıl getir… Kireç getir… Demir getir…” demeye başlamış, başka bir şeye dili dönmemiş, nihayet can vermiştir. 
Evet; güzel ölüm vardır şüphesiz. Zor ölüm de vardır. Fakat ölümün dış şekli bize güzel mi, zor mu olduğu konusunda pek fazla fikir vermez. Biz, güzel amel işleyelim, güzel amelde niyetimiz Allah’ın rızasını kazanmak olsun ve Allah’tan güzel ölüm isteyelim. İnşallah güzel ölümle Allah’ın huzuruna gidenlerden oluruz. 
***
Atilla Bey: “Vacipleri yapmak mecburi midir? Meselâ vitir namazını kılmak gibi. Eğer mecbursa neden farzdan ayrı tutuluyor?”
Şafiilerin sünnet-i müekkede, Hanefilerin vacip dediği kimi ibadetler vardır ki, hüküm olarak sünnet ile farz arasında bulunmaktadırlar. Yani vacipleri yapmak farz derecesinde mecburi değildir. Fakat hüküm ve kuvvet değeri sünnetten ileridir. Bu durumda şöyle söylenebilir: Vacipleri terk etmek, büyük sevaptan mahrum olmak demektir.   
Vacip ibadetlerin hüküm olarak farz derecesinde olmayışı, sırf Allah’ın şefkati ve merhameti gereğidir. Bilindiği gibi, farz ibadetler yapılmadığında cezayı gerektirirler ve bunların sayısı, oldukça azdır. Beş vakit namazın, bir günde yirmi dörtte birlik bir zaman diliminde kılınabilmesi gibi. 
***
Ahmet Bey: “Hanefî imama tâbi bir Şâfîinin, sabah namazında kunut duâası okumadığı için sehiv secdesi yapması gerekir mi?” 
Sabah namazında ve Ramazanın son yarısında vitir namazlarında kunut duâsı okumak Şafiîlerce sünnettir. Hanefîlerde ise kunut duâsı bütün yıl vitir namazlarında okunur. 
Yüce dinimizde farklılıklar zenginliktir, genişliktir, rahmettir, güzelliktir; ama problem değildir, sıkıntı kaynağı değildir. İbadetler için iptal sebebi hiç değildir. Esas olan ibadettir, Allah’a kulluktur, Allah’ın emirlerine uymaktır; Rasulullah’ın (asm) gösterdiği ve uyguladığı şekilleri muhafaza etmektir. İbadetlerdeki her bir farklılık Peygamber Efendimizin (asm) sünnetinde vardır. Hiçbir mezhep, kendiliğinden farklılık icat etmiş değildir. İbadetlerdeki bazı şekil farklılıkları, monotonluğu kırmaya ve hemen her vakitte Allah’a değişik şekil ve yollarla iltica etmeye imkân verecek bir zenginliği beraberinde getirir.  
Kunut duâsı Hanefîlere göre, vitir namazında üçüncü rek’âtte zamm-ı sûreden sonra bir tekbir alınmak suretiyle okunur; Şafiîlere göre ise, sabah namazının farzının ikinci rek’âtinde rükûdan doğrulunca okunur ve sünnettir. Kasten terk edilirse her iki mezhepte de sehiv secdesi gerekir. 
Fakat imam varken, imama uymak da sünnet-i müekkede hükmünde olduğundan; farklı imama tâbi olmak, kendi mezhebimizin bir takım sünnetlerini terk etmemizi gerektiriyorsa, bunda bir sakınca yoktur. Çünkü dört mezhep de haktır. Her bir Müslüman, dört mezhebin de imamlarına namazda uyabilir, hatta uymalıdır ve farklılığı yaşamalıdır. Demek; uyduğumuz imam sabah namazının ikinci rek’âtinde rükûdan doğrulunca kunut duâsı okursa, biz de hangi mezhepte olursak olalım; imamla birlikte kunut duâsını okuruz; bilmiyorsak o esnada susarız. Eğer imam kunut duâsı okumaz ise biz de imama uyduğumuz için kunut duâsını okumayız. Burada uyguladığımız amel bir hak mezhebin içtihadı olduğu için, sehiv secdesi gerektiren bir durum arz etmez.

Dipnot: 1- Mektubat, s. 17.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    Mail Listemize Katılın!

    Yeniliklerden Haberdar Olun!


    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    Sonuçlar Tümü

    ?'Başkanlık Sistemi' getirilmeli mi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    ARŞİV