Bakalım bu üçüncü "Eyvah..!"ını nerede , nasıl ve hangi konu için diyor?
"Hatta o zamandan evvel Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde hamiyetli ve gayet zeki o talebem ulum-u diniyeden aldığı hamiyet dersiyle her vakit derdi : "Salih bir Türk elbette fasık kardeşimden , babamdan bana daha ziyade kardeş ve akrabadır." Sonra aynı talebe talihsizliğinden sırf maddi fünun-u cedide okumuş. Sonra ben dört sene sonra onunla görüştüm. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki : "Ben şimdi Rafızi bir Kürdü , Salih bir Türk hocasına tercih ederim."
Ben de "EYVAH….! dedim." Sen ne kadar bozulmuşsun."
Aslında imanın erkanını tahribe yönelen ejderhanın marifetlerinden birisi de budur. İmanın erkanını tahrip zaten sonunda aile saadetini de tahrip ediyordu. Bir de Müslüman milletin arasına unsuriyet fikrini de yerleştirince, İslam ümmetini perişan etti. Birliği ve beraberliği baltaladı . Sosyal hayatı alt üst etti.
Bin yıldan fazladır; önceliği Tevhid-i İlahi olan bu millet , önceliği Hz. Muhammed ( A.S.V ) olan bu millet , önceliği Kur’an-ı Azimüşşan olan bu millet ; birlikteliğini kaybederek ırki değerlerini ön planda tutar oldu.
O ejderhanın sinsi planlarıyla , ehl-i imanı bir birine bağlayan bağları bilemez olduk.
Önce bu memleketin dağına taşına Türklük işlendi. Türkçülük yapıldı. Irk ön planda tutuldu. Bu vatanda yaşayan diğer unsurlar göz ardı edildi. Sahte bir hamiyet füruşluk aldı başını gitti. Belli ki bu dessas planın bir parçasıydı ki bu memlekette yaşayan diğer unsurların da unsuriyet damarı sürekli tahrik edildi. Etki tepkiyi doğurdu. Başka unsurlar da kendi milliyetlerini birinci sıraya aldılar.
İnsanları birbirine bağlayan öcelik unsuriyetleri oldu ve din kardeşliği duygularımız iyice zayıfladı. Bu vatanda yaşayan iki ana unsuru birbirine düşürdüler.
Geçmişten günümüze en çok başımızı ağrıtan bu problemi; Cumhuriyet’in başında da gören Bediüzzaman Hazretleri; Sultan Abdulhamit döneminden beri dillendirdiği ve hayata geçirilmesi konusunda canhıraş gayret sarfettiği , Medreset’üz Zehra projesiyle halletmek istiyordu.
Zira Bediüzzaman bu mes’elenin içerisindeydi. Olayı bizzat canlı yaşıyordu. O bölgeden yükselecek olan unsuriyetçilik fikrinin toplumu , memleketi yangın yerine çevireceğini görüyordu.
Bu gün otuz –kırk bin cana mal olan bu fitnenin , o günden habercisi olan , o talebesinin İstanbul’daki eğitiminden sonraki aldığı hal üzerine "Eyvah…! Sen ne kadar bozulmuşsun" diyordu.
Bediüzzaman’ın mecliste yaptığı konuşma tarihe şahitlik edecek kıymette dir. Ve çok çok önemlidir.
"Başka vilayetlerde sırf fünun u cedide okuttursanız da , Şark’ta her halde , millet vatan maslahatı namına , ulum-u diniye esas olmalıdır. Yoksa ; Türk olmayan Müslümanlar , Türk’e hakiki kardeşliği hissedemeyecek."
Bu altın kıymetindeki sözler kulak ardı edildi. Bu vatanda unsuriyetçiliği ön planda tutan eğitim modelleri uygulandı. Bu Şark’ta da uygulandı Garp’ta da uygulandı. Peki bu uygulamanın vatan ve millete maslahatı ne oldu?
İşte Risale-i Nur Külliyatı’nda üç yerde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin "Eyvah..! dedim" ifadelerinin ihtiva ettiği manalar bu şekilde.
Bediüzzaman’la birlikte aslında bütün bir millet bu gün , aynı ‘’Eyvah..!’’ları çekmektedir.
Bu "Eyvah.."ları dindirmenin çare-i yeganesi ; Risale-i Nur Külliyatı’nda izahını bulan reçetelerin ; eğitimden sağlığa , iç işlerinden dış işlerine kadar her alanda kendisine uygulama alanı bulmasından geçmektedir.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!