Referandumda hayır oyu kullandığım gibi, evet çıkmaması gerektiğini de sürekli yazdım. Bunun gerekçelerini defalarca belirttiğim için tekrarlamaya gerek yok.
Ama bu süreç boyunca beni en çok rahatsız eden şuydu:
İktidar ve özellikle yandaş bazı kesimler, referandumu sanki askeri darbelere karşı gibi sundular. Bu nedenle hayır oyu verecekleri de darbeci ilan etmekten çekinmediler.
İşte en yürek yakan nokta buydu. Bir taraftan yıllardır süren mücadeleniz var, diğer taraftan ülkenin bir tek parti diktatörlüğüne gittiğine inanıyorsunuz. Ve öncelikle bunu önlemek için çaba harcarken, yıllar süren mücadeleniz karalanıyor ve “darbeci” diye suçlanıyorsunuz.
12 Eylül darbesine yapıldığı günden itibaren karşı çıktım. İlk yıllarda elbette yapılacak çok fazla bir şey yoktu. Ama tekrar parlamenter demokrasiye geçildikten sonra bu mücadele daha da netleşti.
90’lı yıllarda, 28 Şubat döneminde yaşananları hep bu mantıkla ele aldım ve ancak son iki yıldır yazılabilen bazı yazıları daha o tarihlerde yazdım. 12 Eylül’ü yapanlardan ama daha önemlisi, buradan aldıkları güçle kendilerini devlet yerine koyan ve insanlara ağır eziyetler çektirenlerden hesap sorulmasını istedim.
Bu referandumun bana göre tek “hayırlı” sonucu anayasadaki geçici 15’inci maddenin kaldırılması olmuştur. Şimdi pek çok kişi savcılıklara koşarak suç duyurusunda bulunuyor. Nasıl keyif aldığımı anlatamam.
Tabii bundan bir sonuç çıkacak mı? AKP iktidarı “hesap sorulacak” sözünü yerine getirebilecek mi? İşte bunu sanmıyorum. Çünkü bu iktidar referanduma giderken “zaman aşımı olmaması” yönünde verilen önergeleri “nedense” reddetti. Bu nedenle şimdi ortaya hukuki bir durum çıktı. Savcılar suç duyurularının zaman aşımına uğradığını ileri sürebilir.
Öyle olsa bile, “sembolik” olarak
12 Eylül paşaları artık vicdanlarda mahkûm edilmiştir. Bence bundan önemlisi, o günün uygulamacılarıdır. Herhalde o günlerde işkence yapan, haksız yere ağır cezalar veren, halka eziyet çektiren kişileri 15. madde korumuyordu. 15. madde Milli Güvenlik Konseyi üyesi 5 paşa içindi.
Bu arada, bir noktaya daha temas etmek istiyorum. 12 Eylül darbesi askeri olmakla birlikte “yerli” bir proje değildir. Tamamen NATO emriyle ve onun kontrolünde yapılmıştır. Darbe dönemin ABD Başkanı’na “Bizim çocuklar başardı” cümlesiyle müjdelenmişti. Kısacası bu suçta Amerika’nın ve o dönem başkanının da sorumluluğu vardır.
Kimseye “uçuk” gibi görünmesin, ama bir suç duyurusu Jimmy Carter için de yapılabilir.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YORUM YAZ
Yorumlar
Toplam 2 yorum mevcut
Zincirbozan2 yıl önce yorumlandı
''O zaman orduyu alkışlayanlar bugün nasıl refarandumu alkışlıyorlar.'' demiş sayın yorumcu siz de Can Ataklı'yı dolayısıyla da 28 şubatçıları alkışıyorsunuz anlaşılan.Yoksa 28 şubatı darbe olarak görmüyor musunuz? Nede olsa Cindoruk abi de darbe olarak nitelemiyor dimi.
"12 Eylül darbesine yapıldığı günden itibaren karşı çıktım. İlk yıllarda elbette yapılacak çok fazla bir şey yoktu. " Demiş Can Bey.Ama bilinen bir şey var ki o da;o zaman Yeniasya gibi bir kaç gazete daha olasaydı süreç bu kadar uzamazdı.O zaman orduyu alkışlayanlar bugün nasıl refarandumu alkışlıyorlar.
YorumlarToplam 2 yorum mevcut
Zincirbozan 2 yıl önce yorumlandı
''O zaman orduyu alkışlayanlar bugün nasıl refarandumu alkışlıyorlar.'' demiş sayın yorumcu siz de Can Ataklı'yı dolayısıyla da 28 şubatçıları alkışıyorsunuz anlaşılan.Yoksa 28 şubatı darbe olarak görmüyor musunuz? Nede olsa Cindoruk abi de darbe olarak nitelemiyor dimi.
Yasin ÖĞÜT 2 yıl önce yorumlandı
"12 Eylül darbesine yapıldığı günden itibaren karşı çıktım. İlk yıllarda elbette yapılacak çok fazla bir şey yoktu. " Demiş Can Bey.Ama bilinen bir şey var ki o da;o zaman Yeniasya gibi bir kaç gazete daha olasaydı süreç bu kadar uzamazdı.O zaman orduyu alkışlayanlar bugün nasıl refarandumu alkışlıyorlar.