Aramızda kaygılı olanlar vardı, son dalgayı normal karşılayanlar vardı ve her zaman olduğu gibi; bütün dalgalarda göründüğü gibi Ergenekon’u tümden reddedenler vardı. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, “Son tutuklamalar gazetecilik faaliyetleriyle ilgili değil. Elimizde açıklanamayacak deliller var” dedikten sonra meslek insanlarının önünde iki yol vardır:
Birincisi, bu açıklamayı kabul edip beklemek...
İkincisi, yine bu açıklamayı kabul etmek ama ayrıca kamuoyunun bizlerden beklediği bilginin peşinde koşarak, o delillerin ne olduğunu ortaya çıkarmak...
Savcı’nın açıklaması kamuoyunu “Bekleyip görmek” pozisyonuna davet etmektedir.
Bir hukuk devletinde tartışmalar olur, önceki gün Başbakan’ın da dediği gibi“Toplumsal hassasiyetler dikkate alınır” ve son sözü yargı söyler.
Öte yandan, yine benzer bir tartışmaya yol açan Odatv’nin ilk dalgası; özellikle SonerYalçın’ın tutuklanması üzerine gelişmeler devam ediyor. Ve o gelişmeler bugün medya üzerinde dinleme, takip ve benzeri baskıların olduğunu iddia edenleri tekzip eder bir mahiyet arzediyor.
Peki, o siteden Nazlı Ilıcak’ın da aralarında bulunduğu bazı isimlerin özel hayatına ilişkin kurmaca bilgilerin ortaya çıkışı çok mu şaşırtıcıdır? Beklenmedik bir şey midir? Bugüne kadar, orada yapılan şeyin gazetecilik olduğunu söylemek mümkün müdür?
Değil zira, demokrat kimliğe sahip olup da o internet sitesinde bir şekilde hedef olmayan pek az gazeteci, aydın vardır.
Medya üzerine ilkesel tavır açıklayıp, korku, sindirme, takip ve itibarsızlaştırma konusunda hassasiyeti olanların çelişkiye düşmemek gibi bir kaygıları da olmalıdır. Bugün artık daha iyi görüyoruz ki Soner Yalçın hakkında destek yazıları yazan arkadaşlarının “Kendisini hiç sevmezdim ama...” diye başlayan destek cümlelerinin arkasında da “Odatv’ye bulaşmama” ihtiyatının payı olduğunu görüyoruz. Kendisini hiç sevmezdiniz ama onun ve ekibinin ürettiği haberleri, kampanyaları bir kez olsun eleştirip ikaz ettiniz mi?
Başkalarının siyasi görüşleri, fikirleri, düşünceleri ve özel hayatları lime lime edilirken; buna kayıtsız kalanların; sıradan eleştirileri dahi esirgeyenlerin bugün medya etiği nutukları atmaları da çifte standarttan başka bir şey değildir.
Bir adım daha geriye gidelim...
Gidelim ki elmalarla armutlar birbirine karışmasın.
Toplumun bazı kesimlerinin bazı tutuklamaları anlamaması başka, zaten hiçbir tutuklamayı kasten anlamayıp sonuncusunu bahane göstermek başka şeydir.
Ergenekon’la mücadelenin bir ihtiyaç olduğuna ve sonuna kadar gidilmesi gerektiğine inanan ama son tutuklamalar konusunda daha fazla bilgi talep edenlerle; baştan beri Ergenekon’a inanmayan ama son dalgayı bahane göstererek“Bunlar davanın güvenilirliğini zedeliyor” diyenleri ayıralım. Çünkü, davayı önemsiyormuş gibi yapmakla gerçekten önemsemek arasında büyük bir fark vardır.
Ergenekon davası, sulandırılmakla sulanmayacak; bahanelerle zedelenemeyecek bir davadır. Türkiye’nin yakın geçmişi üzerindeki karanlık örtünün bir ucu tutulmuş ve örtü çekilmeye başlanmıştır. Bu örtü kalkmadan ileri demokrasi olamayacağımız gerçeği, akıldan çıkarılmaması gereken en temel veridir.
Sistemin bu zihniyetten temizlenememesi, darbeciliğin, provokasyonculuğun, andıçların, faili meçhullerin hasılı askeri vesayetin zaferi olur.
Bilmem böyle bir Türkiye’nin odalarında kim oturmak ister...
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!