BİR tetikçiler vardır... Bir abiler...
Bir ağalar... Bir de iklim vardır.
İlk ikisi yakalanabilir.
Üçüncünün adının konduğu pek görülmemiştir.
Dördüncü zaten cümleten biz oluruz: Devlet, millet!
36 yıl önce, Savcı Doğan Öz, “asker-sivil ağalar”a varmış; ama “iklim” sayesinde, bir “tetikçi” onu susturmuştu.
(Kısır) döngü buydu!
«
Bir cinayetle daha örnekleyeyim.
Kanına başı uzanmış da yatanın adı bu kez Hrant olsun. Malatya’dan, yetimhaneden, sosyalist, mazlum ve mağdur herkes için kalbi titremiş, “diaspora” ile çatışmış bir Türkiyeli, amma Türkiye’de bir Ermeni olsun.
Hani çocukluğun “beşparmak” tekerlemesi vardır ya... Avuçta minik bir kuş... Biri tutmuş, biri kesmiş, biri pişirmiş, biri yemiş...
1. TUTMUŞ: İktidar, en “demokrat” mevsiminde, 301’inci maddeyi ekerek Dink’i (de) rehin almıştı.
2. KESMİŞ: İktidarın can düşmanı, Ergenekon sanığı Veli Küçük ve şürekâsı, o 301 pasını aldı; Dink’i avuçtaki kuş gibi kuşattı.
3. PİŞİRMİŞ: Darbeci Ergenekon sanıklarıyla mücadele ettiği söylenen bir Emniyet ekibi ile o Ergenekon’a yakın bir Jandarma zihniyeti ve darbeye karşı olduğunu söyleyen bir partiye bağlı ocaktakilerin orta yerinde; artık hedefe konmuş Dink’i “yiyecek abi ve çocuklar” hazırlandı.
4. YEMİŞ: Sağdan say üç, soldan say üç genç. Biri çocuk hatta! Bu kadar işte!
Oysa o çocuklar, bozuk iklimin, kirli havanın kesif asit yağmurundan yere düşen, yere düşüren damlalardan başka bir şey değil.
Bu iklim, önce onları kurban seçiyor, cellat yapmak için. Ve sonra pişkince, sadece onları yargılayıp mahkûm ediyor.
«
Birbirlerine nefretleri, aralarındaki mücadele ve hesaplaşma ne olursa olsun...
Dink Cinayeti, Zirve Katliamı...
Önceki Maraşlar, Çorumlar, birçokları...
“Muhafazakâr mutabakat iklimi”nin neticeleri, o iklim sayesinde tertiplerdir.
Dink’e nefret ikliminde, ulusalcı muhafazakârın da, İslamcı muhafazakârın da, Türk-İslam sentezci yahut milliyetçi muhafazakârın da mutabakatı vardı...
(Elbet o görüşlerde milyonlarca insanın tek tek değil; onları da içeren iklim terkibinde tertip yapanların.)
Dink’i her davada kovalayanlar ile bombacıya, katile kahraman muamelesi yapanların safları ayrı olsa da, bu olayda aynı safta bulunabilmeleri böyle bir tesadüftü!
«
Kimse katillerle uzaktan akraba bile olmak istemeyebilir...
Ama “Devren Evren” dediğim, 30 yıl önce darbeye yüzde 90 oy vermiş ve darbe artık lanetlense dahi, hayalet gibi dolaşıp her an hortlayan mutabakat budur.
Yaygın “muhafazakârlık”, dine yaslanırken can havliyle ırka da asılan parçalanmış imparatorluğun, aşağılanmış bir milletin, birlik kurmak ve muhafaza için etnisiteye abanmış tarihin, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan kopmak zorunda kalıp bu topraklarda kimliğe sarılanların, ihanetlerin, korkuların, elbet hakikatlerin bin tür travmasını taşır.
En değişimci, hatta “devrimci” anında bile muhafazakârdır...
Çünkü hep bir şeyden olmaktan, kaybetmekten, elden gitmelerden korkar.
“Birlik Beraberlik Sağlayıcı, Birleştirici Korku”dur. •
İşin en trajikomik yanı...
Bu muhafazakâr iklimin, cumhuriyetçi, ulusalcı, milliyetçi, İslamcı her tezahürü; hep kuşku duyduğu “yedi düvele karşı”dır; lafta Batı karşıtı, antiemperyalist filandır.
Ama askeri darbeler ve her hükümet ve de Gladio uzantıları; hep “Batı kankası, NATO kafası, ABD hempası” olmuştur!
«
Kusura bakmayın...
Bana göre böyle!
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!