33 yıl sonra hâlâ düzeltilmeyenler

14 Eylül 2013, 09:11
33 yıl sonra hâlâ düzeltilmeyenler
Mehmet Kara
 Önceki gün demokrasimiz için kara günlerden biri olan 12 Eylül darbesinin 33. yıldönümü idi. Demokrasiye büyük darbe vuran 12 Eylül askerî darbesinin neticeleri itibariyle o dönemde yapılan birçok şeyin izleri hâlâ duruyor. 33 yıl sonra ihtilâlinin ruhunun hâlâ yaşaması demokrasimiz adına büyük kayıptır. 

Genç kuşaklara o dönemde yaşananları aktarmakta fayda var. Öncelikle milletin seçtikleri siyasî yasaklı oldu. Ancak ihtilâlin üzerinden yedi yıl geçtikten sonra siyasî yasakları kaldırılabildi. Siyasî yasakların kalkmasının ardından da milletin bu insanlara teveccühü sürmüş iktidara getirmiş veya muhalefet olarak Meclis’e tekrar sokmuştu.
Türkiye bu tarihe gelene kadar darbenin zemini oluşturulmuş ve o zamanın bir komutanı tarafından “ihtilâl olgunlaşsın diye bir yıl bekledik” diyebilmiştir. Bu bile tek başına darbecilerin zihniyetini ortaya koyması açısından yeterlidir. Çünkü milletin kırdırılmasına göz yummuşlardır. 12 Eylül’ün acı bilânçosundan ve demokrasiye vurduğu darbeden birkaç başlık aktaralım:
TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasî partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu. Başbakan ve bakanlar dahil, parti başkanları yargılandı, zindanlara atıldı. 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin dâvâda 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. 71 bin kişi TCK’nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. (Gazetemiz Yeni Asya ihtilâlcileri eleştirdiği için 470 gün kapatıldı.) 31 gazeteci cezaevine girdi. 39 ton gazete ve dergi imha edildi…
* * * 
Yazımızın başında darbenin ruhunun 33 yıl sonra hâlâ yaşadığını, izlerinin hâlâ durduğunu belirtmiştik. Bunlardan birisi 1982 anayasası. “darbe ürünü” olan anayasadan Türkiye bir türlü kurtulamıyor. Bu süre içerisinde yarısından fazlası değişmesine rağmen, bir türlü “ruhuna” dokunulamadı, hâlâ da dokunulamıyor.
2011 seçimlerine girerken bütün partiler yeni bir anayasa yapma konusunda hemfikirlerdi. Millete de yeni bir anayasa için söz verdiler. Türkiye’nin artık 1982 darbe anayasasından kurtulup hürriyetçi, demokrat, en önemlisi de “sivil” bir anayasa yapması gerektiği görüşünde birleşen partiler Meclis’te bir uzlaşma komisyonu oluşturdular. 
Meclis’teki bütün siyasî partilerin böyle bir iradeyi göstermesi darbe anayasasından kurtulunacağı ümitlerini arttırmıştı. Ancak beklenen olmadı. Komisyon 450 günde 177 maddeden sadece 48 maddede uzlaşma saylayabilmişti. Ardından Meclis Başkanı Cemil Çiçek devreye girdi ve yeni bir yol haritası hazırlandı. Başbakan Erdoğan Meclis tatile girmeden önce uzlaşılan 48 maddenin Meclis’ten çıkarılması fikrini ortaya attı. Meclis tatilde olduğu dönemde de komisyon çalıştı. Uzlaşılan madde sayısı 56’ya çıktı. Ancak bu sefer de CHP’li üyeler arasında anlaşmazlık çıktı. Uzlaşılan maddeler tekrar görüşülüp “uzlaşılamaz” noktasına gelinmiş durumda.
Şu anda görülen ise büyük bir ümitsizlik. Mutabakata varılamayan maddelere bakıldığında bu daha net görülüyor. Komisyon, “Eğitim öğretim hakkı, Diyanet İşleri Başkanlığı, başlangıç metni, cumhuriyetin nitelikleri, devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı, başkenti, sembolleri, değiştirilemeyecek hükümler, vatandaşlık... “ gibi konularda mutabakata varmış değil. Kırmızı çizgiler çok koyu şekilde duruyor. Meclis açıldığında uzlaşılan maddeler konusunda yeni bir anayasa değişikliği yapılabilir görünürken, 33 yıl sonra Türkiye’nin hâlâ ihtilal anayasasından kurtulamaması çok vahim ve ibretlik…
* * *
İhtilâlin izlerini taşıyan diğer bir mesele de insanların nasıl ve ne şekilde giyineceğini belirleyen Kılık-Kıyafet Yönetmeliği… Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’te devlet memurlarına kıyafet dayatması yapılıyor. Meclis tatile girmeden önce 28 Şubat döneminde başörtülü oldukları için atılanlara geri dönüş hakkı getirildi. Ancak bu hak getirilirken bu yönetmeliğin hâlâ yürürlükte olması da dikkat çekiyor.  Memurlara adeta “üniformalı asker muamelesi” yapan bu “çağdışı yönetmelik” orada durduğu sürece mağduriyetlerin önüne geçilemeyeceği de aşikârken ve üçlü kararname ile yürürlükten kaldırılabilecekken 31 yıl sonra hâlâ kaldırılamaması 12 Eylül darbe ruhunun halen ortalarda dolaştığını gösteriyor.
Darbecilerin yaptığı anayasada yer alan YÖK ve MGK gibi anayasal kurumların da hâlâ durmasını da bunlara ilave etmek gerekir. Diğer yandan bu anayasaya dayalı yapılan darbe kanunları da yürürlükte.
Özetle, darbeciler yargılanırken onların yaptıkları anayasaları ile Türkiye’nin yönetilmesi büyük bir garabet. 12 Eylül darbesini yapan ve hayatta olan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya yargılanıyor. Elbette tek başına bunların yargılanması yeterli değil. Tıpkı 28 Şubat sürecinin yargılanmasında olduğu gibi... Türkiye’de darbelerle hesaplaşmak için onların getirdiği düzenlemelerin de kökten kaldırılması gerekir.
Artık demokrasi adına Türkiye bu utançlardan kurtulmalıdır.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    Sonuçlar Tümü

    ?Sizce Yeni Anayasa bütün sorunları çözer mi?

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    ARŞİV